KÜLTÜREL SAVAŞ NEDİR ANLAYALIM

Dünya savaşlarını taktik savunma ve saldırı şeklinde dar anlamıyla düşünmek ve bu yönde hareket ederek milli politikalara yön vermek yanlış ve yanlış olduğu kadarda dünya arenasında başarısızlığın ön koşulu olacaktır. Bu nedenle savaşı sadece silahlı olarak kazanan ve kaybedenden ibaret olmadığını bilmeliyiz. Dünya savaşlarında siyasi-kültürel mücadelelerin varlığını bilmek iç savaşın çıkmasını önlemede büyük rol oynar.

Devletin yapısını oluşturan ve işlevlerini yürüten siyasi yapının bu bilinçle hareket ederek kadrolarını yetiştirmesi zorunludur. Ancak bu şekilde halk tabanında birlik ve bütünlüğü sağlayabilirler. Aksi halde bunu bir gereksinim olarak benimsemedikleri takdirde tıpkı insan vücudu gibi devlet yapısına da dışardan bulaşacak virüslerin olması kaçınılmazdır.

Kültürel savaş Dini inançları sarsabileceği gibi toplulukları ayrıştırabilir, birlik ve beraberlik harsını yok ederek ülkeyi can çekişen yatalak hastalara çevirebilir Bugün Ortadoğuda Siyonist cephenin İslam’a karşı yürüttükleri kültürel mücadele Ortadoğu ülkelerini dejenere ederek, hasta adam modellerini ortaya çıkarmıştır. Bilindiği üzere Ortadoğu farklı inançların ve İslam içerisinde farklı mezheplerin yaşadığı bir coğrafyadır. Siyonist unsurların gladyo yapılanmaları içerisindeki STK lar vasıtasıyla oluşturdukları yapılara hizmet eden Toplum mühendisleri bu alanda çok önemli bulguları toplayarak arşivlemiş ve analiz safhasında bu materyallerden etkili olanları kullanarak yazdıkları senaryolarla Ilımlı İslam ve İslam’a Fobi kavramlarını ortaya çıkartarak Adeta İslam kavramını ikiye ayırmışlardır. Bu kavram daha sonraları Radikal İslam Silahlı gruplara yakın olanlar, Terör motifli İslam anlayışı Fiilen silahlı faaliyet gösterenler ve Ilımlı İslam şeklinde alt guruplara ayırarak fitne tohumlarını ekmeye başlamışlardır. Maalesef Bir Müslüman olarak Bizler ayrıldığımız bu alanlarda birbirimizin kanını dökerek Siyonist anlayışın amacına hizmet etmek zorunda bırakıldık

 Almanya Başbakanı Sayın Merkel’in bu ayrışmayı kullanarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan’a yaklaşımı ve bu yaklaşımdan sonra aldığı tepki Bu nedenledir. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın çıkışı çoğu çevrelerce sert bulunsa’ da Bu anlayışı yıkma noktasında çok önemli bir anektotdur. Zira İslam Kavramı kelime anlamı itibariyle tüm insanlığa hitap eden sevgi ve barış dini olarak tanımlanır Bu kavram içerisinde teröre şiddete ve radikalizme yer yoktur. Dolayısıyla İslami fobi kavramı Siyonist anlayışın dinimize yönelik yaptığı haksız yakıştırmadır. Bu noktada inanç kültürümüzü çok iyi tahlil ederek bu tür söylemlerin karşısında durmak sadece sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından değil, toplum olarak Onun söylemlerini örnek alıp bu tür kavramların literatürlerden silinmesini sağlamalıyız.

Türkiye’de din kültürü Milli kültür anlayışımızla bütünleştiği için kesinlikle bir Arap anlayışı çerçevesinde değerlendirilmemelidir. Zira önce Milliyet harsını bilen toplumumuz kesinlikle dini farklılıkları bünyesinde renklilik olarak atfeder ve kesinlikle karşılıklı anlayış sevgi ve saygı ile birbirine kenetlenir. Bünyemize virüslerin sızmaması için en doğal aşı yöntemi ise her bireyin sorumlu davranarak kitap okuma alışkanlığını edinmesi ve bu yönde kendisine sunulan imkânlardan azami ölçüde istifade etmeleri sağlanmalıdır. Zira toplumun temel taşı olan bireyin kendisini bu yönde yetiştirmesi ve bu alışkanlığını gelecek nesillere kazandırması çok önemlidir. Siyasi ve Kültürel alanda mücadelenin ilk basamağı olarak görebileceğimiz Okumak alışkanlık olmalıdır

 

İkinci Planda ise toplumsal değerlerimizi törelerimizi gelenek ve göreneklerimizi yaşatmak atalara duyulan saygıyı ifade etmek milli anlayışımızı canlı tutarak bu anlayış temelinde Dini ve Milli bayramları yaşatmak unutulmaya yüz tutan el sanatlarımızı öğrenmek, müziğin evrensel dile olan katkısını bilerek,  ozanlarımızın,  şairlerimizin kaynaklarını okuyup  anlamak ve onlardan aldığımız toplumsal mesajları gelecekte bu ülkenin varisi olan evlatlarımıza anlatmamız gerekir.

SOSYAL TOPLUM BİLİNCİ ;

Sosyal toplulukların zengin olduğu ülkemizde bu zenginliğin farkına vararak Ne zamanki Alevilerin Sünni inancına saygı duymasını Sünni mezhepteki vatandaşlarımızın da alevi vatandaşlarımızın inançlarına saygı duymasını canlı tutmak amacıyla; Ramazan ve Muharrem aylarında karşılıklı etkinlikler düzenleyerek hep birlikte ve beraber iftar programlarına katılımları artırıp barış ve sevgi mesajları verdiğimizde İslam gerçek anlamıyla yek vücut barış ve huzur dini olduğunu açıklamamızı sağlayacaktır. Günümüzde kimsenin şüphesi olmasın Türkiye hepimizin vatanıdır ve bu kutsal emanete ihanet edeceklerin karşısında alevi ve Sünni olarak yekvücut mücadele ederiz.   Dil ırki ayrım…vb unsurlar zenginliğimiz ve temel taşlarımız olduğunu bilerek, Bir araya gelip Türkiye bilincinde temel değerlerimize sahip çıkmalıyız İşte o zaman  Kültürel savaşa hazırız demektir.

SOSYAL TOPLUM BİLİNCİNDE ADALET

            Adaletin bir taraftarlığı olamaz zira olsa idi adalet kelimesinin hepten yok sayılmasına neden olurdu. Bu nedenle adalet toplumu hür vicdanı hür devletlerin medeni aşamalarda hangi seviyede olduğunu gösterir. Bir Osmanlı imparatorluğunda dahi Padişahın hanın ve hatta kadının dahi seçkinler sınıfı olmadığını adaletin terazisinde herkesin eşit olduğunu göstermiştir. Bu nedenle büyüğünden küçüğüne kadar herkes bilir ve söyler Adaletin kestiği parmak acımaz. Bu şahı içinde padişahı içinde kadısı, hâkim ve savcısı içinde aynıdır bu nedenle Adalet siyasetten bağımsız hareket edebildiği ölçüde adalettir aksi takdirde adalet olmaktan çıkar zulüm aracına dönüşür.

SOSYAL TOPLUM BİLİNCİNDE TARAFTARLIK

Bir ülkede tek tip anlayışını oturtmak demek o ülkenin hastalıklara açık hale getirilmesini sağlar. Önemli olan karşıtların birliğinden doğacak doğruları ele alarak hareket etmektir. Bu aynı zamanda ülkenin dinamiklerini oluşturur Bu manada devletin idaresinde bulunanların tarafsız davranmasıyla mümkündür. Taraftar yada bertaraf tar olmak görüşü  dinamiklerin zedelenmesi anlamına gelir Özellikle akıllara en yatkın görüşlerin dahi karşısında zıt fikirlerin olması yanlış bildiğimiz doğruları dahi düzeltmemize ve dinamiklerimizi güçlendirmemize sebep olur Bu nedenle Siyasi devlet bilincinde farklı görüş ayrılıklarına yönelik tarafsız tutum takınmak şarttır. Bu tarafsız tutum söylemde değil, icraatta ortaya konmalıdır. Sizin tarafınızda olacakların maddi kaynaklarla desteklenmesi karşı tarafın ise bu paydan yararlanamaması sosyal adalet ve devlet bilincinde kronikleşmiş bir hastalık tır. Ve derhal bu anlayışın çözümcü tedavine yönelinmelidir.

SANAT VE SANATÇIYI KORUMAK

            Sanatın dili milli toplumların dilidir. İnsanların aynaya baktıklarında kendilerini nasıl görmeleri gerektiğinin aylını çizer sanatta sübjektif yaklaşım ütopik toplumların değer anlayışlarında yerini bulur bu nedenle medya programlarında özellikle evlilik programları bu milletin kültür gelenek ve göreneklerine terstir. Zira insanların ekranlar karşısında birbirlerine hakaret etmeleri,saçma sapan davranışlarla birbirlerini aşağılamaları doğal bir sanat anlayışı değildir Bu nedenle düzenlenecek sinema, film, belgesel,…vs programlarda bu konulara dikkat etmek gerekir. Aksi halde toplumun serbest zaman sürecini heba etmiş olursunuz. Keza ülkemizde sanat ve toplumu koruma adına tiyatro, sahne gösterimleri yapan oyuncuların, kara mizah eleştirisi siyasi anlayış tarafından kısıtlanmamalıdır. Aksine koruma altına alınarak finansı dahi sağlanmalıdır.  Bu şartlar oluşturulduğunda bir siyasi olarak kendimizi toplumun aynasında daha rahat görebilir. Yanlışlarımızı düzeltebilir ve bu topluluk etkinliklerine katılarak onları onare ettiğimizde daha şeffaf ve objektif toplum diline ulaşabiliriz. Elbette ki bir sanat camiası haddini aşarak aşağılar tarzda programlar sunmaları da yanlıştır. KALIN SAĞLICAKLA

CEVAP VER

*