Günümüz itibariyle Gerek kamuoyunda olsun, gerekse kamuoyunu aydınlatan basın ve yayın kuruluşlarının düzenlemiş olduğu programlarda bu kavramlara sıkça değinildiği görürüz. Ancak konunun içeriği hakkında toplumun ne kadarının tam olarak bu kavramları bilinçli bir şekilde takip ettiği tartışılır. Bunun sebebi ise öncelikle ülkemizde yaşanan terör, eğitim, ve ekonomik birtakım sebepler yüzünden köyden kente olan göçlerin yoğun bir şekilde artması özellikle büyük ölçekli şehirlerde gecekondulaşmayı artırmıştır. Tamamen doğudan  batıya doğru olan bu göçler sonrasında iş bulamayan eğitim ve öğretimini yarıda bırakan, vatandaşlarımız tabi olarak oluşan serbest zaman sürecini de  tam anlamıyla değerlendirememektedirler. Birde bu vatandaşlarımızın yazınsal kültürü tamamlayamadan direk görsel kültüre geçişleri, ilgi alanlarını da anlayabilecekleri kanallara veya haber programlarına yöneltmektedir. Dolayısıyla yukarıda bahsedilen bu türden tartışma programları ise ikinci planda kalmakta veyahut ta izlenmemektedir.

Oluşan serbest zaman süreci içerisinde iş sahası bulamayanların bir çoğu sadece Televizyon izlemekle yetinmeyip, çoğu zaman iş bulma ümidi ile amelelerin bulunduğu kahvehane köşelerinde buldukları geçici işlerde çalışarak  kazandıkları gündelikleri zar, zor aile geçimine yetirebilmekte  dolayısıyla basının kamuoyuna sunmuş olduğu  yazınsal kaynaklardan da faydalanamamaktadır. Durum böyle olunca art niyetli  birtakım Radikal dini kesimler ile terör örgütleri  bu alanlarda yaşayan vatandaşlarımıza gelecek vaadiyle öncelikli olarak  ideolojilerini yazınsal kaynakları vasıtasıyla empoze ederek  sağlam bir tabana ulaşmayı hedeflemişler. bununla da yetinmeyerek devleti din düşmanı gösterebilmek için  kasıtlı bir şekilde  devletin dini irtica,mülteci ve fundamantal gibi birtakım sıfatlarla  sıfatlandırdığını,  amacının ise sözde dinsizlik olan laikliği  hakim kılmak olduğu konusunda yersiz  propagandaları  ile insanlarımızı aleni bir şekilde devlet aleyhine kışkırtmaya  yönelmişlerdir.Yukarıda belirtilen hususlar kapsamında öncelikli olarak bu kavramların tanımı ve içeriğine ana başlıklar altında değinecek olursak ;

 İRTİCA   ; Bu sözcük kelime anlamı itibariyle “Gericilik, geriye dönme ,Her türlü yeniliğe karşı çıkarak eskiyi muhafaza etme gibi “(13) anlamları içermekte olup,bu zihniyetle hareket eden kimselere de  irticacı dendiği bilinmektedir. Günümüz toplumunda sıkça bahsedilen bu kavram İslam dininin   bünyesine aykırı  düşen bir kavramdır. Ne var ki dini  kendi çıkarları ölçüsünde değerlendirerek suiistimal eden bir takım çevreler din adına insanlarımızı  dinsizliğe sürükleyecek kadar nefsine boyun eğdiklerinden her türlü yeniliğe karşı toplumu kapalı tutarak  toplum bilincini köreltmeyi adeta şiar edinmişlerdir..Bu konuda bir örnek sunacak olursak  Kendini Müslüman atfeden ve radikal tutumlarıyla  piyasaya satışa çıkarılan kitaplarıyla  reklama yönelen Abdulkadir Es Sufi isimli yazarın  Cihat bir temel tasarım adlı kitabında şu mantıksız cümlelere yer verdiğine şahit oluyoruz.” Hesaba çektiğimiz bu din esası itibariyle üretim aracıdır. Gelişme adı altında uydurulan efsane;Yollar yapılmasını ,köprüler,barajlar,enerji santralleri Fabrikalar kurulmasını sağlayan araçların kabulü için bir bahanedir.Bütün bunların kullanım değeri sıfırdır .Maden çıkarma ve inşaat için bazı cihazlar tesis etmek,o cihazları tesis etmekten başka bir faydaya mebni değildir.” (14)  cümleleri ile tamamen yapılacak ve insanoğlunun hizmetine sunulacak olan teknolojiye dayalı birtakım enerji kaynakları ile  üretime dayalı sanayileşmeyi Vb unsurları anlamsız bulan yazar .bakınız aynı kitabında tamamen bu fikrine şu cümleleri ile ters düşmektedir.” Şeriata göre eğer bir adam cihada gitmek istiyorsa gazve için onu deveyle teçhiz etmek bölgesindeki Müslüman hemşehrileri için farz olur. Devenin yerine tank kelimesini koyun”(14)  diyen yazar sanayileşme ve üretimin olmadığı bir ortamda o bölgedeki müslümanın nasıl devenin yerine tank koyacağı hakkında da her hangi bir çözüm sunmamaktadır. Bu ve Buna benzer daha bir çok örnek bulabileceğiniz bu kitapta mantığı bir kenara bırakarak Müslüman geçinen yazar bu pervazsızlığının sınırını aşarak küstahça yazdığı satırlarının devamında Türkiye Cumhuriyetinin mimarı olan ulu önder Atatürk  aleyhine şu ifadelere yer vermiştir.” Kendine yakışır bir sıfatla Cin nah ın Anıtkabiri ve saire gibi devlet önderinin büyütülmüş fotoğraflarının kafirlere özenen her modern devlete görülmesi gibi Aynı şekilde, söylediklerimiz içinde putperestlik bulunduğu için bize haram olan devletçiliğin bütün ikonoğrafyası  içinde doğrudur “ (14) cümlelerine yer vermiştir. Maalesef bu cin nah olan yazar ülkemiz tarihinden bir haber olduğu için bunları yazması da cahil kafasında tasarladığı bir takım yersiz tasavvurların ürünüdür.

Oysaki Günümüzde ezanların okunmasını ona borçlu olduğumuz bu ülkede ona karşı duyulan saygının Putperestlikle bir alakası yoktur. Şöyle ki ; ”Atatürk’ün büstü veya heykeli önünde durmak onun heykeline veya büstüne tapmak anlamında olamaz. Çünkü Türk ulusunda,Araplar da ve bazı uluslarda olduğu gibi puta tapma inancı yoktur,Şamanizm vardır O da Gök Tanrı veya tek  Tanrı ya yönelik inanma ile ilgilidir.

Atatürk’e büstünün veya heykelinin önünde saygı duruşunu Puta tapmak olarak değerlendirenler aslında kendi bağnazlık putuna taptıklarının farkında bile değillerdir.Sözü edilen saygı duruşuca bir anma ,bir anımsamadır.İslam dinine göre öğütlenir.Çünkü son Peygamber Hz Muhammet (S.A.V) ölülerinizi yaptıkları iyilikleri ile anın diyor.”(2)   dince eftal olan bir eylemin yerine getirilmesinden daha doğal ne olabilir? 

Sunduğumuz bu irticai örnek doğrultusunda tam anlamıyla irtica ın İslam i açıdan bir tanımlamasını yapacak olursak konunun daha bilinçli bir şekilde anlaşılacaktır “İslam öncesi o cahilliye dönemine, O karanlık günlere  ve damgasını hangi asra ait olursa olsun İslam’la  bağdaşmayan benzeri düşüncelere dönmektir.”(15) Nitekim Hz Muhammet (S.A.V)  efendimizin de “Ümmetime söyleyin geçmiş zamana göre değil yaşayacakları zamana göre  hazırlansınlar” hadisi şerifi İslam dininde irtica kavramına yer olmadığına dair delil niteliği taşıyan sözlerinden yalnızca bir tanesidir.

GERİCİ-MÜLTECİ ; Gerici sözcüğü “Bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen her yönü ile eskiyi özleyen ve o özledikleri ile düzeni getirmeye çalışan kimselerdir”(13)

    Mülteci sözcüğü ise bu anlama yakın bir anlamda “Eskiyi umut eden bir şey uman kimse anlamındadır”(13) anılan bu kavramlar ne çağdaş medeniyete ulaşmış milletlerin tanımında ,nede İslam dininin  temel kurallarında yer almaktadır.Ancak bu düşünceleri tasavvur edenler ile normalde dini vecibelerini yerine getiren mutmain din adamlarını da birbiri ile karıştırmak gerçekten büyük gaf olur ki  Ulu Önder Atatürk bu konuda söylediği şu sözler konuyu özetlemeye kafidir. “Efendiler bir fikri daha düzeltmek isterim Ulema,Ulemamız içerisinde milletimizin bil hakkının iftihar edebileceği alimlerimiz vardır.Fakat bunlara karşılık bilimsel kisve altında gerçekleri bilimden uzak,gereği kadar eğitim görmemiş ,bilim yolunda gereği kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahillerde vardır.Bunların ikisini birbirine karıştırmayın”(2) sözü toplumda din adamının saygın olan yerini  göstermektedir.

FUNDAMANTALİZM ;Bu sözcüğün genel anlamda tanımı ve mahiyeti hakkında Meydan Larousse de kapsamlı olarak şu şekilde yer verilmektedir.” Birinci  Dünya savaşı sırasında ABD’de gelişmekte olan Protestan menşe ili dini akım.Bu hareket 1910-1918 yılları arasında yayınlanmış olan Hiristiyanlığın temel öğretilerini açıklayan bazı broşürlere dayanır.Fundamantalizm kutsal kitabın yalnız metin anlamını göz önünde tutar.Bu konuda yapılabilecek olan bilimsel yada tarihi hiçbir yorumu kabul etmez.ve Türlerin evrimini ret eden fiksizme dayanır. Fundamantalizm,Modernizm’in şiddetli saldırılarına uğramıştır.”(13) Bu kapsamda konuyu İslam dini açısından ele alarak inceleyecek olursak;Kuranı Kerimde iki kısım ayet bulunmaktadır.Bunlardan ilki kesinlikle tartışılması imkansız olan ayetlerdir ki  Bu ayetler ALLAH a iman,Kadere iman  Vb meseleleri kapsamaktadır.diğer bir kısım ayetler ise bizzat insanların yorumuna açık tutularak araştırmaya ve yorumlanmaya müsait ayetlerdir.İslam’ın bu ilk  Kısım ayetlerini  fundamantalist olarak değerlendirmek de yanlıştır.Eğer Fundamantalist bir zihniyete sahip olsa idi tüm ayetlerini yorumlamaya kapalı tutması gerekirdi.Bu konuda herhangi bir yasaklamada getirilmemiştir.Hatta bir kısım meallerden Kuranı Kerimde  yaratılan varlıkların bir mutasyon geçirdikleri anlamı dahi çıkmaktadır Örneği Topraktan yaratılan insanın neden vücudunun toprak gibi olmadığı konusunu düşünecek olursak  mutasyonun yani zamanla topraktan tamamen farklı bir yapıya dönüştüğünü  görürüz. Burada sadece şeklin kimyasal yapısı değişmiştir. Yoksa ki bir varlığın diğer,bir varlığa dönüşmesi yani evrim geçirmesi söz konusu değildir.Daha buna benzer araştırmaya yönelik çoğu ayetleri Kutsal kitabımız olan Kuranı kerimde bulmamız mümkündür.

   KAYNAK…………………………………………………………………………;

(13)  MEYDAN LAORUSE ANSİKLOPEDİSİ  SAYFA (517-306)

(14) CİHAT BİR TEMEL TASARIM YAZARI; ABDULKADİR ES SUFİ ÇEVİRİ İSMET ÖZELYERYÜZÜ YAYINLARI PROF KAMİL GÜRKAN CADDESİ 5/3 CAĞALOĞLU/İSTANBUL  SAYFA (31-32-93) 

(15) İRTİCA DOSYASI AHMET ERSÖZ CİHAN YAYINLARI  ÇEMBERLİTAŞ İSTANBUL HAZİRAN  1990  SAYFA (85)   

(2)   ATATÜRK’ÜN İSLAM DİNİ ANLAYIŞI PROF DR  OSMAN ZÜMRÜT  KÜLTÜR BAKANLIĞI  YAYINLARI 1998 ANKARA SAYFA (110-183)

CEVAP VER

*