Tek Tanrılı olarak tanımlanan dinler arasında İslam dini son din olup,evrensel bir niteliğe sahiptir.Yapısal olarak son din olması  ve evrensel niteliğe sahip olması onun dünya coğrafyasında hızla kabul görerek yayılmasında da büyük rol oynamıştır. Ancak bu yaygınlığın sonucunda çoğunluğu oluşturan milletlerin farklı coğrafyalarda yaşadıklarını  göz önünde bulunduracak olursak ; her milletin kültürel ve medeniyet alanındaki gelişimlerinde de büyük farklılıklar olduğunu görürüz. Yaşadığımız bu yüzyılda özellikle Kültürel alandaki birtakım farklılıklar nedeniyle her milletin kendi gelenekleri ve görenekleriyle dini bağdaştırmaları İslam i olarak bir kısım kriterlerinde yorumlanmasını farklı kılmıştır. Örneğin Bir İRAN da siyasi mezheplerin benimsenmesi o bölgede Dinle Siyasetin iç içe   bir bütün olarak ele alınıp toplumsal yaşama yansıtılmasını gerektirmiştir. Yine Yüzde doksanı Müslüman olan ülkemizde ise Laiklik görüşü dinin yapısını korumaya yönelik alınmış bir tedbir olarak siyasetle dinin  hiçbir şekilde  iç içe yaşanmaması görüşünü ortaya çıkarmıştır.Bu farklılıkları sadece İslam dini açısından ele almamız yanlış olur.İslam dinindeki bu tür görüş farklılıkları Hıristiyan dininde de  söz konusudur.Örneğin “ Yakın doğu ülkelerinde yaşayan bir Hıristiyan ile İsviçre ve Amerika da yaşayan bir Hıristiyan ın dini görüşü inanış ve davranışları birbirlerinden farklıdır. Yine bir Arabistan veya Afrikanın ücra bir köşesinde yaşayan ve yahut ta Avrupa ile Türkiye de yaşayan bir Müslüman ın dini görüşü ve davranışları arasında önemli derecede ayrılıkların olduğu söylenebilir”(1)

Görüldüğü gibi gerek İslam dininde olsun ve gerekse Hıristiyan dininde ;Yukarıda bahsettiğimiz gibi her milletin Coğrafi,Kültürel ve medeniyetlerindeki farklılıkların dinsel anlayışları da farklı kıldığı bir gerçektir.Buna rağmen “İslam dininin diğer dinlere nazaran daha gerçekçi ve kurucusunun kişilik ve davranışı daha devrimci olduğundan muhtelif zaman ve mekanlarda uygulanma şansını da  artırmıştır.Hint, Endanozya ve çeşitli Asya ülkeleri ile Kara Afrikanın , Misyoner aracılığı olmadan ,Müslüman olması bu dinin aynı zamanda büyük bir yayılma yeteneğinin olduğunu da göstermektedir.”(1) Tüm bu farklılıklara rağmen dünyanın neresinde olursa olsun İslam dinini suiistimal eden guruplar ve bunlara karşı olan guruplar tarafından İslam dini hakkında birçok  fikir akımları ortaya çıkmış ve bu fikir akımları iletişimin yaygın olduğu günümüzde de değişik toplumlara sirayet ederek  derinden etkilenmelerine sebep olmuştur.Özellikle bu fikir akımları

İçerisinde yer alan Radikal dini görüşler tamamen geriye dönme özlemi içerisinde gerektiğinde terör unsurunu kullanarak değişimi arzulamaları Karşıt fikirde olan Bazı guruplarında İslam dininin yeniden ele alınarak çağa uygun bir yapıya kavuşturulması yönünde birtakım değişimlerin yerine getirilmesi zorunluluğunu gündeme getirmelerine neden olmuştur. Ve bu değişimleri içeren belli başlı fikirler sonucunda şu soruların tartışılması gerektiğini savunmuşlardır. Önemli olarak gördükleri bu sorular sırasıyla ; Hz Peygamber (S.A.V) devrindeki gibi yaşanmasını düşünse idik ve yahut ta  Hz Peygamber (S.A.V) in çağımızda yaşadığını düşünse idik acaba o devirde ticaret maksadı ile gittiği  ülkelere kadar olan o zorlu yolları develerle gidermiydi ? Yahut ta girdiği savaşlarda ok ve mızrak kalkan gibi silahlarla mı  savaşırdı ?Yoksa günümüzde kullanılan ulaşım araçları ile silahlarımı kullanırdı ?…..Vb ? bu tür çelişkiler aslında basit gözükse de konu ile ilgili olarak ayet ve hadislerin delil olarak gösterilmesinin dini açıdan  müspet olması  Yenilikçilerin “Akıl ile Nakil çeliştiğinde aklı tercih edin  ve Ez manın tagayyürü ile ahkamın tegayyürü inkar olunamaz”(1) gibi peygamber (S.A.V) efendimizin hadisi şeriflerine yönelterek fikirlerini böylelikle sağlam  bir zemine oturtmuşlardır. Değişen zaman içerisinde bu ve buna benzer birçok fikir akımları ortaya çıkmış olup, bu fikirleri ana başlıklar halinde özetleyecek olursak;

“GELENEKSEL SİSTEM (systeme traditionaliste); Bu sistem siyaset ve dini birleştiren bir geleneği yorumlayarak din ile hayatın diğer yön ve görüşlerinin bir birlik arz ettiğini savunur ve böylece bugüne kadar uygulana gelen İslamiyet i olduğu gibi devam ettirmek amacını güder .Bu görüşte olanlar sayıca önemlidir.Son zamanlara kadar hemen, hemen bütün yakın doğu Müslümanları arasında bu sistem uygulanıyordu.

TEMEL İLKELERE DÖNME (systeme Fondamantaliste) ;Bu görüşte olanlar Peygamber ve dört halife devrinde geçerlikte olan Müslümanlığa dönmeyi öğütler.Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini ve herhangi bir  yorumu kabul etmezler.;Her türlü geleneksel uygulamalara göre hareket etmeyi ret ettikleri gibi  bugünkü anlamda bir parlâmento sisteminde karşıdırlar. Genel olarak Vehabiler ve Suudi Arabistanlılar bu görüşü savunurlar. Amaçları ilk kaynaklara kadar gerilere gitmek olduğu halde kökten reformcu olduklarını da iddiadan geri kalmazlar.

ÇAĞDAŞ KILMA SİSTEMİ (systeme modern iste) : Bu görüşte olanlar batı dünyasında iyi olan her şeyi ve özellikle icmanın çağdaş bir yorumu saydıkları siyasi demokrasinin İslamiyet’e uygulanmasını isterler. İslamiyet’in çağdaş yaşayışın gereklerine göre veya bu gidişi engellemeyecek şekilde yorumlanmasını öğütlerler.Bu çığır son yüzyıl içinde batı tekniğinin olağanüstü ilerleyişi karşısında İslâm’ın devamlı suretle gerilemesi sonucu ortaya çıkmıştır. Türkiye de Ziya GÖKALP ve İsmail Hakkı İZMİR’li Mısır da Muhammet ABDUH, yakın doğu memleketlerinde Cemallettini AFGANİ, Pakistan da Muhammet İKBAL, Tatarlar arasında Musa CARULLAH bu görüşü savunmuşlardır.Bu yazarların eserleri incelenirse bu konuda önemli çalışmaların yapıldığı İslam’ı çağdaş yaşayışla bağdaştırmak üzere cüretli adımların atıldığını ve ilginç sonuçlara varıldığı  görülür. Modernistlerin faiz, devlet otoritesi, medeni kanun, medeni nikah üzerindeki düşüncelerinden olumlu sonuçlar bekleniyordu. Fakat nedense bu tutum büyük ölçüde bir reform hareketine inkılap etmedi.

LAİKLİK (systeyme seculariste): Kesin olarak din ve dünya işlerini birbirinden ayırtetme yolunu tutmuştur. İslam da dünya işleri (Emr-ü Dünya) ve din işleri (Emr-ü Ahiret) şeklinde yapılan bölümlemeler bu kere kanun maddeleri ile doğrulanmıştır. Buna göre dünya işleri ise vijdana bırakılmış kişisel bir alan olacaktı. Türkiye de milli hükümetin kurulmasıyla bu yola gidilmiş ve laiklik ilkesi bir anayasa ilkesi olarak kabul edilmiştir. Eğitimin birleştirilmesi şer’iye ve evkaf vekaletlerinin kaldırılması, hilafetin lağvı ve halka ait işlerin mecliste hükme bağlanması kabul edilmiş ve 1924 yılından itibaren Türkiye laik bir sistemi uygulamaya koymuştur.” (1)        

Bu şekilde tasniflerini Dört ana maddede özetlemiş olduğumuz eski bir kaynak kitabın basım tarihi itibari ile 1966 yılına ait olması,  yapılan inceleme ve araştırmaların pekte güncel olmadığını ancak ,  günümüzde ise bu görüşlerin bir kısmının azda olsa bazı gruplarca savunulmakta olduğu görülmektedir. Günümüz itibari ile grupların zamana göre değişimleri radikal fikirleri ile silahlı örgütlenmeyi sağlayarak toplumsal kausa neden olmuşlardır. Eski fikir akımları üzerine bina edilen bu  tür radikal grupların ülkemizi Dağ-rül harp (İslami hayatın yaşanmadığı bir ülke) olarak benimsemelerini ve topluma bu fikirlerini restore edilmiş bir şekilde sunduklarına da şahit oluyoruz.Tüm bu faaliyetlerin yanı sıra İslam da Takiye inancını öne sürerek fikirlerini sinsice topluma empoze etmeleri de  bu tür grupların tehlike boyutlarını da açıkça ortaya koymaktadır.

KAYNAK……………………………………………………..:

(1) KARŞILAŞTIRMALI DİNLER TARİHİ. PROF DR. MEHMET TAPLAMACIOĞLU. GÜNEŞ MATBAACILIK T. A.Ş. ANKARA – 1966 SAYFA (233-234-235-236)

 

CEVAP VER

*