İnsanların neden dine ihtiyaç duydukları konusunda bir araştırma yapacak olursak eğer  sorunun cevabını  günümüze kadar  yazılmış olan bir çok kaynakta bulmamız mümkündür.Nitekim yazılı olarak sunulan bu kaynakların bir bölümünü objektif bir açıyla ele alarak incelediğimizde  gerek dinsel inanca yer veren kaynaklar ,olsun ve gerekse de bu inanca taban tabana zıt olarak yazılmış kaynaklarda ; Din inancının insanoğlunun yaratılış özelliğinden  kaynaklandığını vurgulamaları  bu zıt görüşlerin ortak bir noktada buluşmalarını kaçınılmaz kılmıştır.Zira İslam dinide bu konuya açıklık getirirken”Din inancının yaratılıştan (fıtri)’dır şeklinde Kuranı Kerimin Rum suresinin (30) uncu ayetinde ; Adem oğulları yeryüzünde görülmeden önce Allahın Ben Sizin Rab biniz değ ilmiyim ? sorusuna bela evet öyledir. cevabını vermeleri ve yine eski edebiyatımızda Elest alemi ile halen dillerde dolaşan  Kalubeladan beri Müslüman’ım” (04) sözü de ortak olan bu düşünceleri doğrulamaktadır. Bu meyan da din başlı, başına ortaya çıkan bir kavram değil insanoğlunun yaratılışı ile birlikte ortaya çıkmış bir kavramdır. Dememiz daha doğru olacaktır. 

Bu düşünceden hareketle Zahirde beden,Batında ise Ruh ile tasvir edilen insanoğlunun bu iki zıt kavramla bir bütünü oluşturması ve belirtilen bu bütün içerisinde düşünce,konuşma,sevgi,hüzün ,üretkenlik ……….Vb daha birçok özeliklerle donatılmış olması onu yeryüzünde diğer canlılardan da farklı kılmıştır. Ne var ’ki tüm bu mükemmel yapıya sahip olan insanoğlu düşünsel çizgide varlığının manasını kendisinden daha üstün nitelikte olan bir varlık olmadan açıklığa kavuşturamamıştır.

Her ne kadar yeryüzünde yaşayan insanlar ilahi dinlerden uzaklaşarak kendilerini mahrum bırakmışlarsa da içlerinde bulunan dinsel inançlarını çoğu zaman “Birden çok ilaha inanma Politeizm,Yalnız bir Allah’a inanmak ancak onun tek Allah olmadığına inanmak Honoteizim yahut monolatri  ve yine çok ilahçılık inancına dayanan puta tapıcılık şeklinde göğe, güneşe ,hayvanlara ve şahsiyetlere “ (04) inanmak suretiyle ifade etmişlerdir. Günümüzde dahi bu şekilde kendini ifade eden dini inanç guruplarına rastlamak mümkündür. Nihayetinde tek Allah inancından kendilerini soyutlayan bu toplumlara yönelik olarak Monte inin Tanrılar üzerine yazmış olduğu bir makalesinde “Yunan Filozoflarının  Tanrıları inceden,inceye bir sıraya korken ilintilerini görev ve yetkilerini büyük bir özenle ayırt ederken ciddi olduklarına inanmıyorum demesi”(9) İnsanoğlunun bu tip dinlere olan inançlarında kendilerinden üstün olarak saydıkları varlıklara görev vermelerini eleştirmektedir. Yapılan bu eleştiri insan mantığına ne kadarda uygun düşse de o çağlardaki insanların dahi bu dini benimsemeleri varlığın  kavranmasına yönelik duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Bu ihtiyacın sonu gelmez ve insanoğlu yürütülen bu mantığında varlığını tam anlamıyla ortaya koymakta eksik olduğunu anlar ve kendisinden üstün bir varlığı sonsuzluk kavramı içerisinde bulur.çünkü insan oğlu için bir varlığın sonsuz olabilmesi tek olması şartına bağlıdır. Bu konuda ünlü düşünür Dekart es sonsuzluğa koyduğu son noktayı şu şekilde dile getirmektedir. “Tanrıda olan sonsuz olgunlukların fikri olan ruhumuzun yada düşüncemizin, yaratanın kim olduğunu aramamız gerekiyor. Zira açıktır ki kendisinden daha olgun birini tanıyan kendi, kendisinin yaratanı değildir.Çünkü eğer böyle olsaydı, aynı yolla bildiği tüm olgunlukları kendisine ayırırdı.Dolayısıyla yalnızca tüm olgunluklara gerçekten sahip olan, yani Tanrıdan başka hiçbir kimse ölümsüz değildir.” (10) demekle sonsuzluğa  Allah inancı ile noktayı koymuştur.

Diğer taraftan ruha bahşedilmiş serbest irade ile insanın iyiye veya kötüye niçin yönlendirildiği düşüncesiyle hareket eden ünlü felsefe profesörü Karl Japers’in konu ile ilgili düşüncelerini şu şekilde dile getirmektedir.”Tanrı dünyada kavranılan bir varlık olamaz .Bu insanın dünyada uygun durumda bulunan kavranır olanlardan yetkelerden,erklerden umudunu kesmesi anlamına gelir. Çünkü insan daha çok kendi, kendisinden sorumludur.O özgürlük adına,özgürlükten vazgeçmesine karşın bu sorumluluğundan kaçamaz İnsan nasıl karar verdiğini yol bulduğunu yalnız kendisine borçludur.Bu yüzden Kant der ki özüne varılamayan öyle olağanüstü bir varlıktır ’ki bize bir verdiği ölçüsünde bizi yadsır da çünkü bilgelik kendi görkemliliği içinde her zaman gözümüzün önünde dursaydı,dünyada gerektirici yetke olarak apaçık bulunsaydı Bizde onun istencinin oyuncakları olacaktık Oysa o özgür olmamızı istiyor.”(11) Konu içerisinde geçen özgürlük ifadesinden de anlaşılıyor ki insanoğlu bu dünyada yaşamasının tek gayesi Allah’ın imtihanından geçmesidir eğer özgür iradesi olmasa idi bu imtihanı vermesinin bir anlamı kalmayacaktı.Buda bir anlamda demek oluyor ki insan oğlu sonsuzluk kavramı içerisinde kendisine ayrılan yerin nasıl olabileceği hususunda kendi kendine sorduğu sorunun cevabını arama ihtiyacını hissetmiştir.bu ihtiyacı da tam anlamıyla tek tanrılı  ilahi dinlerin içeriğinde bulmuştur.Bu vesile ile yaşamın manasını net bir şekilde ortaya koyan insanoğlu tabi olarak özgür kılınan iradesi ile kendisini imtihana tabi tutan bu sonsuz kudretin şekli veya neye benzediği konusunda da bir arayış içerisine girmiştir. Tarihte kimi zaman bu sonsuz varlığı gök gürültüsü,güneş ay,yanardağ,ateş, deniz  ve vahşi hayvanlara benzeterek tasvirlere  yönelen insanoğlu zamanla tasvir ettiği bu varlıklarında gizlerini çözerek  onlara hakim oldukça sonsuz olanın bu gibi varlıklar olamayacağını düşünerek şekli hakkında arayışlarına devam etmiştir. Ne var ki Dekart es bu konuda da yürüttüğü mantıkla ileriye sürdüğü düşüncelerini şu şekilde belirtmiştir;”Bizi yalnız biran için ölümsüz kılacak yada koruyacak bir gücün kesinlikle bizde bulunmadığını ve bizim kendi dışında var olmadığımızı sağlayacak ve koruyacak kadar güce sahip olanın kendi,kendini koruduğunu yada sakladığını ve yahut ta daha çok kimse tarafından saklanmaya gerek duymadığını ve nihayet onun Tanrı olduğunu kolayca anlıyoruz .Tanrının varlığını bu biçimde kanıtlamaktaki başarımızda güçsüz doğamızın elverdiği ölçüde onun ne olduğunu da  aynı yolla bilmemizdir.Çünkü bizde doğal olarak bulunan Tanrı fikri üzerinde düşünerek Tanrının sonsuz ve doğrunun kaynağı tüm şeylerin yaratını olduğunu ve nihayet kendinde sonsuz bir olgunluk bulduğumuz her şeyin onda bulunduğunu yada hiçbir eksiklik olmadığını görürüz.Çünkü dünyada kendilerinde bazı olgunlukların varlığını göstermemize karşın,sınırlı ve bir bakımdan eksik olan bir şeyler vardır. Ancak bunlardan hiçbirinin Tanrıda varolabilmesinin olanaksız olduğunu kolaylıkla anlıyoruz.Böylece cismin özünü uzamın oluşturduğu ve uzamlı olanın birçok parçalara ayrılabildiğini ve buda eksiklik belirtisi olduğu için Tanrının bir cisim olmadığı sonucunu çıkarıyoruz.. Her ne kadar da duyulara sahip olmak insanların yararına bir şey olsa bununla birlikte ,duyumlarımızın dışardan aldığımız izlerle oluşması dolayısıyla buna bir bağlılığı göstermesi, Tanrının hiçbir duyuya sahip olmadığını ancak anlayıp istediğini ve bununda bizim gibi hiçbir zaman birbirinden  ayrı  işlemlerle yapmayıp her zaman çok yalın ve aynı işlemlerle her şeyi yani gerçekte var olan tüm şeyleri anlayıp istediğini yaptığını çıkartıyoruz. Zira o hiçbir zaman günahın kötülüğünü istemez . Çünkü kötü bir şey değildir.”(10)  Dikkat edilecek olunursa buraya kadar insanoğlunun tamamen bir dine bağlı olmaksızın ne şekilde tek tanrı inancına, nelere ihtiyaç duyarak yönelebileceği  konusunda   kısa bir özet sunulmuştur. Kaldı ki  tarihte peygamberleri vasıtasıyla insanlara varlığını ve birliğini  gerek  emir ve buyruklarından, gerekse peygamberlerin mucizelerinde açıkça görmekteyiz. Diyebiliriz ki din;  insanoğlunun yaratılışından itibaren  batini olarak ruhunun  Allah inancına yönelerek sistemleşmiş bir kurum ile  huzura erdirebilmesinin ve varlığının manasını anlayabilmesi için ekmek su Vb bedeni ihtiyaçları kadar maneviyatının beslenme kaynağıdır. Ve daima ona ihtiyaç duyacaktır.

KAYNAK …………………………………………………………………;

(4) İSLAMİYETİN EĞİTİMİMİZE GETİRDİĞİ DEĞERLER VE KURANI KERİMİN  EĞİ TİM İLE İLGİLİ AYETLERİNİN TAHLİLİ  AYASBEYOĞLU NEVZAT  MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI 1991 İSTANBUL SAYFA (04-06)

(9) DENEMELER MONTAİGNE ÇEVİREN SEBAHATTİN EYÜPOĞLU MİLLİ EĞİTİM  BAKANLIĞI YAYINLARI İSTANBUL 1995 SAYFA (49)   

(10) FELSEFENİN İLKELERİ  DEKARTES ÇEVİRİ AKIN MESUT SAYFA DAĞITIM LTD-ŞTİ ANKARA 1989 SAYFA (68-69-70-71)

(11) FELSEFE NEDİR? KARL JASPERS ÇEVİRİ EYÜPOĞLU İSMET ZEKİ SAY YAYINLARI EYLÜL  1986  SAYFA (72) 

CEVAP VER

*