Osmanlı devletinin hazinesi tükenme noktasına gelmiş ve hatta toprak kayıplarıyla birlikte İç isyanlarla Türklüğün mevcudiyetine son verme çabaları neredeyses başarıya ulaşacakken Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ‘ün  Milli Mücadele ile birlikte bu gidişata bir son vererek Anadolu coğrafyasında Türkün mevcudiyetini koruyarak sınırlarını belirlemesi ve Cumhuriyet sonrasında içte ve dışta Türkiyeti bitirmek için stratejik anlamda oluşan planlamaları boşa çıkartması Gladyoların korkulu rüyası olmuştur. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün varlığına yönelik olarak Gladyoların Mali kaynaklarını organize eden ve dünya siyasetini kendi çıkarları çevresinde odaklayan Rockweller  aynen Şu sözleri söylemekle yetinmiştir. Osmanlı’nın çöküş devri başlatıldıı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarla topraklar kaybedilmeye başlandı. Hazine plansız harcamalarla tüketildi. Savaş sonunda hedefimize ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelememize neden oldu.”

Çok kısa bir zaman aralığında Büyük bir dehanın otaya çıkarak Türkü yeniden vucuda getirmesi  Günün şartları dahilinde  şartlandırılmış yenilgiyi gladyolara yaşatarak planlarını bir süreliğine askıya almalarına neden olmuştur. Bu nedenledirki Ulu Önder ATATÜRK  Türk’ün mehdisi  tarihte entrikalarla dolu saldırıları berteraf eden dünya lideridir. Adına ne kadar rahmet te okunsa bu şahsiyetin hakkın ödemek mümkün değildir.  Ulu Önder ATATÜRK ‘ün veciz sözlerinden biri çok önemlidir Beni Türk Hekimlerine Emanet ediniz bu sözü söylerken kendisine yönelik olarak yapılan suikastların  önlemini almak amacıyla  Gladyo taraftarı Hekimlere güvenmemiştir. Tarih 10 KASIM 1938 de her fani gibi ulu önder ATATÜRK te Bakide olan Hakka yürümesi  sonrasında Kan emici Gladyo yapılanmalarının yeniden canlanmaya başlamasına  maalesef şaşırmamak lazım  Ulu Önder ATATÜRK’ün ölümüne kadar uyumadan ileri  iki dönem stratejilerini  belirleyen gladyo yapılanmaları öncelikli olarak Yeni yapılanmasını sürdüren yeni Türkiyenin Ekonomik alt yapı ve istikrarını ele almakla başladılar. Bu noktayı başlangıç noktası olarak kabul etmelerinin en büyük nedenlerinden biri  Osmanlı İmparatorluğu gibi bir devletin Kapitilasyonlarla zayıflatılarak avantaja dönüştürülmesiydi.

Ancak daha önce yapılması gereken  stratejinin uzun soluklu bir stratejini oluşturulasını gerektiriyordu. Bu nedenle öncelikli olarak mevcudiyeti devam eden Türkiyenin içerisindeki durumu iyi tahlil etmek gerekiyordu. Kabaca bu stratejinin temel taşlarının belirlenmesi Gladyoların kan sofrasına doğranan ekmeğini nasıl bereketli kılacağı yönünde idi. Ve bu şartların tespiti o kadarda zor olmadı gereken şartlar ortada idi bunlar sırasıyla :

  1. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin varlığını daimi kılacak olan sağlam bir siyasi iradesinin olmaması
  2. Yeni dünya düzenine göre sanayileşmenin tam olarak belirli temellere oturtulamamış olması  Özellikle silah sanayine yönelik gelişmelerin zayıf olması
  3. SSCB ğinin Turancı bir oluşuma müsaade  etmeyeceğinden Türk birliğinin sağlanmasının mümkün olmadığı  üstüne üstelik 1925 tarihli Türk-Sovyet Saldırmazlık Anlaşması’nın süresinin yıl sonunda dolacağını hatırlatarak, SSCB’nin bu anlaşmanın süresini uzatmayacağını net bir şekilde ifade etti. 7 Haziran 1945’te Sarper ile bir defa daha görüşen Molotov, Boğazlar rejiminin değiştirilmesini, Sovyetler’e üs verilmesini ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması’nda yapılacak değişiklikle Kars ve Ardahan’ın SSCB’ye bırakılmasını  istemesiydi.
  4. SSCB’nin bu tutumu sonrasında boğazlar rejiminin değiştirilmesiyle birlikte Ortadoğu ve Avrupa üzerindeki etkisinin dahada hissedilir bir konuma gelmesi ABD ve İngilterenin çıkarlarına ters düşecek ve bölge üzerindeki  nüfuzunu  ortadan kaldıracaktı.
  5. Boğazlarda SSCB’nin üstlenmesi demek Akdenizde’de varlığını göstermesi ve Ortadoğuya hakimiyet kurması için büyük bir avantaj sağlayacaktı.Ortadoğuya hakim olması demek Enerji ve yer altı kaynaklarına daha kolay ulaşarak önemli bir tehdit unsuru  olarak dengeleri alt üst edilmesi anlamına geliyordu.
  6. O dönemlerde başlayan silahlanma yarışında SSCB nin atom bombasını yapması ABD ve İngiltere açısından tehlike arz ediyor olası bir III dünya savaşında SSCB avantajlı kılıyordu.
  7. Turan fikriyatının ortaya çıkarılarak SSCB de çıkartılacak iç karışıklık iç tahkimle mücadeleyi  gerektireceğinden  zayıf kılabilirdi. Ancak İkinci bir tehlikenin varlığı da birinciyi aratmayacak kadar önemli idi Zira bu kez Turan coğrafyasının yeni dünya düzeninde ortaya çıkması  Türkiyeyi daha güçlü kılacağından mevcut durumda SSCB’nin Türk topluluklarına yönelik uyguladığı baskınında sürmesi  isteniyordu.
  8. Tüm bu şartların yanısıra Türkiyenin daha doğru dürüst bir ulaşım hattına sahip olmaması Tarımsal alandaki üretimin zayıf olması ve makinalaşmada geri kalması Halkın ekonomik ve mali durumunuda zayıf kılıyordu.
  9. Tüm bu şartların varlığı ortada iken Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada yalnızlaştırılması ne ABD ,ne İngiltere, nede diğer Avrupa ülkelerinin çıkarlarına uygun düşmüyordu.Bu nedenle mali ve ekonomik olarak yönetimlerin ele geçirilmesi hayati derece önemli idi
  10. Savunma hattının kırılması ve direncinin düşürülmesine yönelik olarak  Ordunun ve siyasi yönetimin tamamen dışa bağımlı kılınması gerekiyordu.

STRATEJİNİ BİRİNCİ SAÇ AYAĞI TÜRKİYE NATO BİRLİĞİNE  KABUL EDİLDİ

Bununla birlikte, ortada ciddi bir mesele bulunmaktaydı: Kimse Türkiye’yi NATO’ya üye olmaya davet etmemişti. NATO’nun kuruluşu esnasında Türk Hükümeti’nin yaptığı olumlu açıklamalara rağmen 1950’nin ortalarına kadar ne ABD ne de İngiltere Türkiye’yi NATO üyesi olmaya çağırdı. Bir davet olmamasına rağmen daha fazla beklemeyen Hükümet, Türkiye’deki ilk gerçek demokratik seçimlerin yapılmasından dört gün önce 10 Mayıs 1950’de NATO’ya üyelik için başvurdu. Fakat bu başvuru dikkate alınmadı. İngiltere, Türkiye’nin NATO’ya üye olması yerine, kendi öncülüğünde kurulacak bir Orta Doğu komutanlığına dâhil olmasından yanaydı. Açıkçası, Stalin’in saldırma tehdidi hâlâ varlığını devam ettirmekteyken Türkiye’ye yapılacak bir Sovyet saldırısı sebebiyle ABD ve İngiltere, SSCB’yle savaşa girmek istemiyorlardı.

İKİNCİ MÜRACAAT YAPILDI

14 Mayıs 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti Hükümeti de, kendisinden önceki hükümet gibi NATO üyeliği için çaba gösterdi. Hatta 25 Haziran 1950’de Kore Savaşı’nın patlak vermesi üzerine, BM’nin çağrısına uyarak 25 Temmuz 1950’de Türk askerinin Kore’ye gönderilmesi kararı alındı. Hemen ardından da 1 Ağustos’ta NATO’ya ikinci defa üyelik müracaatı yapıldı. Bu müracaat da Eylül ayında yapılan NATO toplantısında reddedilirken, Türkiye’nin Akdeniz’in güvenliği için oluşturulacak bir mekanizmada yer alması önerildi. Sadece bir yıl sonra 16-20 Eylül 1951’de yapılan NATO Zirvesi’nde Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya katılmaya davet edilmesinin en önemli sebebi ABD’nin askerî stratejisindeki değişikliktir. Zannedildiği gibi, Türkiye’nin NATO’ya üye olmaya davet edilmesinin Türk askerinin Kore’de göstermiş olduğu kahramanlıklarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. 1949’da SSCB’nin atom bombası yapması, o zamana kadar nükleer tekele sahip olan ABD’yi endişelendirmişti. SSCB’ye yakın bölgelerde askerî üsler kurularak, hem Sovyetlerin “gözetlenmesi” hem de muhtemel bir saldırıya vakit kaybetmeden karşılık verilebilmesi kararı alındı. Bu noktada, Türkiye ve Yunanistan’da Amerikan üsleri kurulması hayati önem taşımaktaydı.

Ankara’da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes ile görüşen Amerikalı yetkililer, Türkiye’nin ABD’ye üs vermesini istediler. Türk tarafının tavrı gayet netti: NATO üyeliği olmadan, böyle bir talep kabul edilemez. ABD arşivlerinde yer alan bu görüşmelerin tutanaklarına göre, Bayar ve Menderes, Amerikalıların bütün ısrarlarına ve askerî yardımın artırılması tekliflerine rağmen, İttifak’a üyelik söz konusu olmadıkça Türkiye’nin SSCB karşısında yalnız kalacağı gerekçesiyle, Amerikan üslerine izin vermediler. SSCB’nin “çevrelenmesi” için Türkiye’nin “batırılamaz bir uçak gemisi” gibi kullanılmasına ihtiyaç duyan ABD, Türkiye’ye soğuk bakan İngiltere’yi de ikna ederek NATO üyeliğinin kapısını araladı. Türkiye ve Yunanistan 18 Şubat 1952’de NATO’ya üyelik antlaşmalarını imzaladılar. Sadece iki yıl sonra İncirlik üssünün ABD hava kuvvetleri tarafından kullanılmasına başlandı. Türkiye’nin dört bir yanında onlarca üs ve tesis kuruldu. Sayıları 20.000’i bulan Amerikan askeri bu üs ve tesislere yerleşti. NATO’ya üye olmak Türkiye’yi gerçekten de bir SSCB saldırısından korudu. Ama Soğuk Savaş boyunca birçok gerginliklerin tam göbeğinde yer almasına da sebep oldu.

NATO BİRLİĞİNE ÜYELİK VE GLADYO FAALİYETLERİ

Türkiyenin NATO’ya üye olması ile birkilkte yeniden yapılanan gladyo tipi yapılanmalar öncelikli olarak Türkiye ye sözde ekonomik ve silah gücü ile destekleyeceklerini belirten gerek ekonomida ve gerekse siyasi alanda Türkiye yi bağımlı kılan antlaşmalarda imzalanmıştı. NATO’nun varlığı  Dönemin başbakanı olan Adnan Menderesinde idamına bizzat yol açmıştır. Zira yapılan Marşall yardımları  Adnan Menderes iktidarını başta tutmak amacıyla tezgahlanmıştı.  İlk dönemlerde alınan bu yardımlar ve ABD’nin istekleri yerine getiriliyordu Ülkeda Asfalt yollar yapılıyor, fabrika temelleri atılıyor, çoğunluğu Müslüman olan toplumun sempatisinin kazanılması için semtlerde yeni cami ve ibadethaneler inşa ediliyordu. Orduya yapılan silah araçve tesisat yardımları ile ordu modernize edilirken Ordu kadrolarınada çoktan el atılmıştı. Biran tüm bunlarla nefesalacağını zanneden Türkiye öylebir konuma  getirilmiştirki  şartlar ve yaptırımların ardı arkası kesilmiyordu. Osmanlı İmparatorluğuna dayatılan kapitülasyonlar benzeri bir yapılanmaya benzer şekilde Dönemin Başbakanı  Adnan Menderes’eTürkiyenin kapılarını yabancı sermaye ve ortaklıklara  açması  istendi. Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini  belirterek taleplleri kabul etmemesi kendi sonunu  hazırladı.


Adnan Menderes'in İdam Edildiği Kara Gün: 17 Eylül paylaşan: haberler

 

Zira ekonomik alanda güçlü olan gLadyo yapılanmaları kıs sürede etkisini göstererek  Menderes  hükümeti  adına antipropaganda ve ekonomik yardımların kesilmesine sebep oldu. Böylelikle 1955'ten sonraki ekonomik daralma ve siyasette yaşanan kamplaşma gerekçeleri 27 Mayıs askeri darbesinin alt yapısını oluşturdu. 27 Mayıs 1960 sabaha karşı saat 4'te radyoda Kurmay Albay Alparslan Türkeş TSK olarak yönetime el koyduklarını belirtti ve askeri darbenin sebeplerini bir radyo bildirisi ile halka duyurdu. Menderes ise 27 Mayıs 1960 günü Kütahya'da Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara'ya götürüldü. Daha sonra da ve diğer tutuklu DP üyeleri ile Yassıada'da hapsedildi. Darbeci subaylar ise Cemal Gürsel başkanlığında kurulan Milli Birlik Komitesi ve kurucu meclis ile beraber ülke yönetimini devraldı. Menderes ve diğer DP üyeleri ise bulundukları Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılanmaya başladı. Yapılan oturumlar her gece radyoda Yassıada Saati programında halka duyuruluyordu. 9 Temmuz 1961 tarihinde Anayasa Komisyonu'nun hazırladığı yeni anayasa için yapılan halk oylaması ile yüzde 61,7 oy oranı ile kabul edilerek yürürlüğe girdi.  Başbakan Menderes yargılanarak idam edildi. O dönemde idam sehpasından Dönen Celal BAYAR hakkında Gladyoların patronu olan Rockweller  itiraflarında şunlara yer veriyordu : Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.

SONUÇ OLARAK    ;

SSCB liği ile yapılan antlaşmanın sona ermesi Türkiyeyi NATO birliğine yaklaştırmıştır. ABD ve ingiltere  kendisi için sorun olacak olan Sovyet Rusyaya karşı Türkiyeyi NATO birliği içerisine almış ve  Türkiyeye yönelik üstlerini inşa etmiştir. Asıl kırılma noktası burada başlar. Zira Üslerin tesis edilmesi ile birlikte Türkiye bu dezavantajı  maalesef avantaja dönüştürmeyi başaramamıştır.  Sadece bir NATO üyeliği için Ülke Borç batağına sürüklenmiştir. Halbusaki bu dönemlerde stratejik olarak Akdeniz Ortadoğu ve Boğazların güvence altına alınması sadece Türkiye için değil ABD ve İngiltere içinde önem taşımakta idi.Bu noktada üslerin kurulması karşılığında Türkiye karşılıksız yardıma evet desede Silah sanayisine ağırlık vererek dışa bağımlılığı askgari ölçülerde azaltabilirdi. Yapılan ilk Darbe Gladyonun Ekonomi Operasyonu olarak adlandırılabilinir Neden Türkiye IV  Yazı dizimizde 12 EYLÜL 1980 darbesine kadar olan süreçte Gladyonun yapılanması ve stratejik olarak izlediği yolu anlatmaya çalışacağız saygılarımla  Medya Turan

CEVAP VER

*